17 Temmuz 2014 Perşembe

AYNASIZ DİJİTALLER DSLR’LERİN TAHTINI FENA SALLIYOR


Fotoğraf tarihinde, dijital teknolojiye geçiş nasıl bir devrimse; dijital fotoğraf sürecinde de, değiştirilebilir objektifli aynasız küçük makinelerin üretimi ve yaygınlaşması da bir başka devrime yol açacağa benziyor.

Bu gelişim ve değişim, peş peşe yeni modellerle hızlı bir rekabetin ortamını yaratırken, DSLR makinelerimizin tahtının da ciddi şekilde sallanacağını gösteriyor.

Son dönemlerde DSLR makine alma hesapları içinde olan bir çok arkadaşım bu alandaki hızlı değişimler karşısında, “acaba” düşüncesi ile bekleme içinde. Büyük ve ağır DSLR yerine, daha küçük, taşınması kolay ve çok daha marifetli aynasız dijital makineye sahip olmanın planlarını yapıyorlar.

Yıllardır tartışılan bir konuydu bu…Madem dijital teknoloji sihirli yazılımlarla bir çok şeyi hallediyordu, o halde neden hala düşüp kalkan ve titreşim yarattığı için de bazen bizleri sıkıntıya sokan aynanın yol açtığı bazı dezavantajlara katlanmaya devam ediyorduk.

Görüntüyü birebir gözümüze yansıtmaya yarayan ayna, aslında fotoğraf tarihinden çok önceleri optik tarihteki yerini almıştı.Fotoğraf makineleri icat edilmeden çok önce, ressam ve mimarların kullandığı ve çizim yapmaya yarayan Camera Obscura (Karanlık Kutu) adı verilen aletler vardı. Günün birinde John Zahn adlı bir papaz, ressam ve mimarlar kutunun arka yüzeyine küçük bir delikten yansıyan görüntüyü daha rahat çizebilsinler diye, bu karanlık kutunun içine 45 derece eğimli bir ayna yerleştirmeyi başardı.

Bu eğimi ayna sayesinde görüntü yansıyarak kutunun üst kısmına geliyor, ressam ve mimarlar yorulup zorlanmadan rahatlıkla çizimlerini yapıyorlardı.Bu, zamanına göre önemli bir buluştu elbette. Fotoğraf makinelerin icadından sonra ilk makinelerde optik vizörler vardı ama bu vizörler görüntüyü birebir görmeye yetmiyordu. Camera obscuranın bu sihirli aynası bu konuda imdada yetişti. 1930′lu yıllardan sonra reflex makinelerin üretilmeye başlamasıyla makinelerin içine girecek ve fotoğraf tarihinin de en önemli parçalarından biri haline gelecekti. Günümüze kadar varlığını sürdürmeyi başaran aynanın görevi ise görüntüyü yansıtıp bir prizma yardımı ile gözümüze ulaştırmaktı.

Ayna sayesinde artık, fotoğrafçılar rahatlıkla çekecekleri konunun birebir görüntüsünü görebiliyor, daha doğru kadrajlar yapabiliyorlardı.

İşte reflex makinelerin bu vazgeçilmez parçası olan ayna önemli bir görev üstlenmişti ama görevini tam yapabilmesi için bir de buzlu cam ve pentaprizmaya ihtiyaç vardı.

Bir çok fotoğrafçı için makinenin büyük ve havalı olmasının yarattığı psikoloji önemliydi elbette. Bazı arkadaşlarım “Makine eli iyice doldurmalı, bir havası olmalı” diyorlardı. Onlar için makine bir imaj aracıydı aynı zamanda.. Profesyonel çalışanlar için de bu imaj küçümsenemezdi elbette.

İyiydi hoştu ama bu büyük makinelerin, büyük ve ağır objektifleri de vardı. Objektifin sensora uzak olması nedeniyle özellikle geniş açıların üretiminde büyük zorluklar ortaya çıkıyordu, üretilenler ise büyük, ağır ve pahalı oluyordu. Bir kaç objektif çantamızın ağırlığını ve cüzdanımızda yarattığı masrafı bir kaç katına yükseltiyordu. Flaşlar, fitreler ve diğer ekipmanlarla ağır bir yüke dönen çantamız uzun süreli çekimlerde sırtımızın ya da omzumuzun ağır bir yükü olup çıkıyordu.Ama ne yaparsak yapalım, çağımız hızla gelişiyor ve değişiyor. Büyük ve hantal olan her şey küçülüp çok fonksiyonlu hale dönüşüyor.

Zaten tarih boyunca da ağır ve hantal olan her şey kaçınılmaz olarak yerini zaman içinde daha hafif ve çok fonksiyonlu seleflerine bırakmamış mıydı? 10- 15 yıl öncesinin omuzda taşıması bile çok zor olan ağır ve hantal betacam tv kameralarından eser kaldı mı? Yerlerini tek elde ya da avuç içinde taşınabilir kameralara bırakmadı mı? Ya televizyonlarımızın kendisine ne demeli? Devasa cüsseleri ve ağır televizyonlarımız kağıt inceliğindeki plazmalara dönüşmedi mi?

Fotoğraf dünyası da bu değişim ve dönüşümün dışında kalamazdı. Hele dijital teknolojinin ve sihirli yazılımların olabilecek her şeyi ufacık alanlarla ifade ettiği günümüzde ağırlık ve hantallıktan söz edilmemeliydi.

Ayrıca görüntünün inanılmaz güzel ve ayrıntılı bir şekilde likit kristal ekrana geliyor olması, vizörden bakıp görmeyi çok anlamsız hale getiriyordu.

O zaman artık tarihteki camera obscuradaki kullanımıyla birlikte 200 yıllık görevini artık sonuçlandıran ayna ile yol arkadaşlığımız yavaş yavaş bitmeliydi. Böyle de oldu nihayet. Çok marifetli yeni nesil makinelerde artık ayna ve pentaprizma çıktı. Bu nedenle makinelerin gövdeleri küçüldü. Ayna olmayınca görüntü algılayıcısı olan sensor merceğe iyice yaklaştı. Bu da ışık kaybını önlediği gibi görüntü ve netlik kalitesini arttırdı.

Dijital teknoloji açılır kapanır perdeyi de ortadan kaldırdı. Artık şutter sayısı gibi bir dert de olmayacaktı. Ya diyafram? Mekanik diyaframa da gerek yoktu çünkü tüm bunları yazılımlar hallediyordu… Açılır kapanır diyafram da olmayınca bu kez objektifler de küçüldü. Geriye sensor büyüklüğünü arttırmaya gelmişti. Anlı şanlı DSLR makinelerde kullanılan APCS sensorler 1,5 çarpanıyla girdi mi bu makinelerin içine. Hatta daha da ileri gidildi ve full frame olanları da üretildi mi?

Görüntü kalitesi, netlik kalitesi ve hızı her şey DSLR makineleri yakaladı ve hatta bazılarında geçti..
Ayrıca internetin sayısız olanakları sığdırıldı bu marifetli dijitallerin içine. Çekme, işleme ve paylaşma süreci keyifli ve kaliteli eğlencelere dönüştü.

Akıllı cep telefonlarımız birer yedek ekrana, uzaktan kumandaya ve paylaşım aracına dönüştü. Fotoğraflarımızı bilgisayarımıza aktarmak için Wi-fi özelliğini devreye sokup start vermemiz yeterli hale geldi.

Tüm bu temel uygulamaların dışında hayal bile edemeyeceğimiz 3D dahil diğer tüm özellikler işte o mini ve akıllı fotoğraf makinelerimizin içine sığdırıldı.

Eğer fotoğraf dünyasının ağa babaları olan Canon ve Nikon DSLR teknolojisine inanılmaz yatırımlar yapmamış ve bir ticari baskı oluşturmamış olsalardı şimdi yeni nesil teknoloji uçup gitmişti. Ama Olympus, Samsung, Panasonic ve Fujifilm boş durmuyor ve geleceğin bu büyük rekabet ortamının kilometre taşlarını döşemenin öncüleri haline geliyorlar.

Şimdi fotoğraf dünyasındaki işte bu büyük bir değişim ve dönüşümün dip dalgaları yavaş yavaş büyüyüp yaygınlaşıyor. Araştırmalar DSLR Makinelerdeki üretimin durakladığı, bunun aksine aynasız dijitallerin üretiminde hızlı bir yükselme olduğunu gösteriyor. Bu dönüşümün biz fotoğrafçıları ne kadar sürede ve nasıl etkileyeceği tartışılıyor.

Kendi payıma ben fikrimi hemen söyleyeyim… Analog teknolojiye direnenler gibi, aynasız teknolojiyi küçümseyip dudak bükenler gün gelecek bu güçlü gelişim karşısında duramayacak.

Çok değil en fazla 4-5 yıl sonra büyük ve hantal DSLR makineleri taşıyanlara dijital dünyanın dinozorları gözüyle bakılacak…





Hiç yorum yok: